Stephen Hawking: Evreni Tekerlekli Sandalyeden Keşfetmek
Yirmi bir yaşında doktorları ona iki yıl ömür biçmişti; o ise elli yıldan fazla yaşayarak evrenin başlangıcına, karadeliklere ve zamanın doğasına dair bildiklerimizi yeniden yazdı.
Stephen William Hawking, 8 Ocak 1942'de Oxford'da doğdu. Babası Frank tropikal hastalıklar üzerine çalışan bir tıp araştırmacısı, annesi Isobel ise Oxford'da felsefe, siyaset ve ekonomi okumuş bir kadındı. Aile St Albans'ta mütevazı, dağınık bir evde yaşar, dönüştürülmüş bir Londra taksisiyle dolaşırdı; yemeklerde herkes sessizce kitap okurdu.
Hawking çocukken okumayı öğrenmekte zorlanmış, okulda 'Einstein' lakabıyla anılsa da bu bir kehanet değil, biraz da alaydı. Onu asıl uyandıran, matematik öğretmeni Dikran Tahta oldu; arkadaşlarıyla birlikte saat parçaları ve eski bir telefon santralinden ilkel bir bilgisayar bile yaptılar. Babası tıp okumasını istese de o matematiği seviyordu; okulda matematik bölümü olmadığından fiziğe yöneldi ve 1959'da on yedi yaşında Oxford'daki University College'a girdi.
Fizik alanında birinci sınıf onur derecesiyle mezun olduktan sonra 1962'de kozmoloji okumak üzere Cambridge'e gitti — o dönem Oxford'da bu alanda çalışma yoktu. Danışman olarak astronom Fred Hoyle'u istemişti, ama yerine Dennis Sciama atandı; bu, onu genel görelilik kuramına yönlendiren bir dönüm noktası oldu. 1966'da Trinity Hall'da uygulamalı matematik ve teorik fizik alanında doktorasını tamamladı.
Akademik hayatı şekillenirken bedeni onu yarı yolda bırakmaya başladı. 1963'te, yirmi bir yaşındayken, erken başlayıp yavaş ilerleyen bir motor nöron hastalığı teşhisi kondu; doktorları ona iki yıl ömür biçti. Oysa elli yıldan fazla yaşadı, hastalık onu on yıllar içinde adım adım felç etti. 1985'te CERN'i ziyaret ederken zatürre kaptı; bu nedenle nefes borusuna açılan delikle sesini tamamen kaybetti. O günden sonra, önce elindeki bir düğmeyle, sonunda ilerleyen felç nedeniyle tek bir yanak kasıyla çalışan bir konuşma cihazıyla dünyayla iletişim kurdu.
Bu amansız bedensel çöküşe karşın Hawking, yüzyılın en önemli teorik çalışmalarından bazılarını üretti. Roger Penrose ile birlikte, genel görelilik çerçevesinde evrenin Big Bang'den karadeliklere uzanan tarihini ortaya koyan tekillik teoremlerini geliştirdi ve tam bir kuramın genel görelilikle kuantum mekaniğini birleştirmesi gerektiğini gösterdi. Ardından karadeliklerin tamamen kara olmadığını, radyasyon yaydığını öne sürdü — bugün Hawking radyasyonu denen, önce tartışmalı olup 1970'lerin sonunda kabul gören bu buluş, yüzyılın büyük keşiflerinden biri sayıldı. Ayrıca göreliliği kuantum mekaniğiyle birleştiren bir kozmoloji kuramını ilk kez ortaya koyan kişiydi ve mikro karadelik kavramını tanıttı.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.