Hamilton ve Burr: Düelloyla Biten Rekabet
Bir zamanlar ülkenin ikinci en yüksek makamına oturmuştu; ama tarih onu çoğunlukla tek bir kurşunla hatırlıyor — hem bir rakibin hem de kendi kariyerinin sonunu getiren o kurşunla.
Aaron Burr Jr., 6 Şubat 1756'da, o dönem Britanya'nın Amerika kolonilerinden biri olan New Jersey Eyaleti'nin Newark kasabasında, entelektüel bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Rahip Aaron Burr Sr., daha sonra Princeton Üniversitesi adını alacak College of New Jersey'nin kurucularından biriydi ve okulun ikinci başkanlığını yapmıştı. Annesi Esther Edwards Burr ise filozof-ilahiyatçı Jonathan Edwards'ın kızıydı. Aaron daha iki yaşındayken hem annesini hem babasını ateşli hastalıklara kurban verdi; kısa süre sonra büyükanne ve büyükbabasını da kaybedince, kız kardeşi Sally ile birlikte yetim kaldı ve zaman zaman istismarcı olan amcası Timothy Edwards da dahil çeşitli vasilerin yanında büyüdü.
Bu çalkantılı başlangıca rağmen Burr olağanüstü zeki bir çocuktu. On üç yaşında College of New Jersey'ye ikinci sınıf öğrencisi olarak kabul edildi, okulun tartışma kulüplerine katıldı ve on altı yaşında lisans diplomasını aldı. Kısa süre ilahiyat okuduktan sonra hukuka yöneldi ve eniştesi Tapping Reeve'in yanında, Connecticut'taki Litchfield'de hukuk eğitimi aldı. Ancak 1775'te Lexington ve Concord Muharebeleri'nin haberi ulaşınca eğitimini yarıda bırakıp George Washington komutasındaki Kıta Ordusu'na katıldı.
Burr'un askerlik dönemi zorluklarla ve başarılarla doluydu. Albay Benedict Arnold'un Quebec seferi kapsamında, bugünkü Maine topraklarından geçerek 300 milden fazla yol yürüdü ve Arnold'u 'büyük cesareti ve kararlılığıyla' etkiledi. Yüzbaşılığa terfi ettirilerek General Richard Montgomery'nin emir subayı oldu; 31 Aralık 1775'teki Quebec Muharebesi'nde savaştı ve Montgomery öldürüldüğünde cesedini kurtarmaya çalıştı, fakat başaramadı. Kısa bir süre Washington'ın Manhattan'daki karargâhında görev yaptıktan sonra General Israel Putnam'ın emrinde cepheye döndü.
1779'da askerlikten ayrılan Burr, New York'ta hukuk mesleğine atıldı ve kısa sürede önde gelen bir siyasetçi haline geldi; Jefferson'cu Demokrat-Cumhuriyetçi Parti'nin kuruluşuna katkıda bulundu. 1791'de ABD Senatosu'na seçildi ve 1797'ye kadar görev yaptı. Siyasi tutkuları onu 1800 başkanlık seçimine taşıdı; Thomas Jefferson ile Seçici Kurul'da oluşan berabere sonuç kararı Temsilciler Meclisi'ne bıraktı. Jefferson başkan seçildi, ikinci en yüksek oyu alan Burr ise başkan yardımcısı oldu.
Burr ile Jefferson arasındaki ilişki başından beri gergindi. Burr, başkan yardımcılığı sürecinde yönetimin kenarına itildi; 12. Anayasa Değişikliği onaylandıktan sonra Jefferson, 1804 seçimi için onu yardımcı aday olarak seçmedi. Tam da bu gergin dönemde, kurucu babalardan Alexander Hamilton ile uzun süredir devam eden rekabeti had safhaya ulaştı — sonucunda gerçekleşen düello Burr'un en çok hatırlandığı olay oldu; Hamilton ağır yaralandı ve kısa süre sonra hayatını kaybetti.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.