Tesla ve Edison: Akım Savaşları
Genç bir Sırp mühendis, elektriği yeniden tanımlayacak bir fikirle Amerikan atölyesine girdi — ve oradan çıkıp tarihi aydınlatacak kendi rakip imparatorluğunu kurdu.
1880'lerin başında, New York'ta Pearl Caddesi'ndeki laboratuvarında akkor lambası için pazar arayışında olan Thomas Edison'a genç bir göçmen mühendis geldi: Nikola Tesla. Edison, 1879'daki icadıyla 'Menlo Park'ın Sihirbazı' olarak tanınıyordu artık. Tesla, gençlik heyecanıyla kendi bulduğu alternatif akım sisteminin Edison'un doğru akımından çok daha iyi olacağını anlatmaya çalıştı.
Edison bundan pek etkilenmedi. 'Sen teori üzerinde vaktini harcıyorsun' dedi ve Tesla'nın fikrini bir kenara itti. Yine de genç mühendisin yeteneğinden yararlanmak istedi ve ona belirli bir görev verdi: Edison'un doğru akım santrallerindeki ciddi sorunları çözmek.
Tesla bu görevi sevmemişti, ama Edison kendisine bu iş için 50.000 dolar vereceğini söyleyince işe koyuldu. Birkaç ay içinde doğru akım santralindeki sorunları çözmüştü. Söz verilen ücreti istediğinde Edison şaşkınlıkla, 'Sayın Tesla, Amerikalıların espri anlayışını kavrayamamışsınız hala' dedi ve hiçbir ödeme yapmadı.
Tesla derhal istifa etti. İki dahi arasındaki kısa süreli çalışma ilişkisi, yıllarca sürecek bir rekabete dönüştü — sonradan Akım Savaşları olarak anılan bu çekişmede Edison'un doğru akımı, Tesla'nın savunduğu ve George Westinghouse'un desteklediği alternatif akıma karşı duracaktı.
Edison'un imparatorluğu sadece ampulden ibaret değildi. 1878'den itibaren gaz lambasının yerini alacak bütünsel bir elektrik dağıtım sistemi kurmaya çalışıyordu; jeneratörler, kablolar ve ampullerden kazanılacak servet devasaydı. Ama Westinghouse'un alternatif akım sistemiyle rekabet, Edison'u geri adım atmaya zorladı. Bu baskı, Edison General Electric ile Thomson-Houston Electric şirketlerinin birleşerek General Electric'i kurmasına yol açtı — artık sadece onun adını taşımayan bir şirket.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.