Kanuni ve Şarlken: İki Cihan Hükümdarının Rekabeti
On altıncı yüzyılda iki genç hükümdar, dünyanın gerçek efendisi olduğunu iddia etti — ve yaklaşık elli yıl boyunca orduları, donanmaları ve tutkuları Avrupa'dan Akdeniz'e kadar çarpıştı.
1520 sonbaharında genç bir şehzade, babasının tahtına oturmak üzere İstanbul'a girdi. Tahta çıkışından birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini, henüz yirmi beş yaşında olan ve kısa süre sonra yirmi altısına basacak Süleyman'ı uzun boylu, zayıf ama dayanıklı, ince yüzlü, dost canlısı ve bilgili biri olarak tasvir etti. Çok daha batıda ise bir başka genç hükümdar, Şarlken, Kutsal Roma Cermen İmparatoru unvanıyla İspanya'dan Alçak Ülkeler'e, Avusturya'dan Amerika kıtasındaki topraklara kadar uzanan devasa bir mirasa hükmediyordu. Her ikisi de henüz gençken, dünyayı yönetme hakkının kendilerine ait olduğuna inanan iki imparatorluğun başındaydı.
İlk hamleyi Süleyman yaptı. Tahta çıkışının hemen ardından, büyük dedesi Fatih Sultan Mehmet'in bile alamadığı Belgrad'a yürüdü. Ağustos 1521'de şehri 250 bin askerle ve yüzden fazla gemiyle kuşattı, Tuna üzerindeki bir adadan top ateşiyle surları dövdü. Belgrad düştü ve yeni kurulan Belgrad Paşalığı'nın merkezi oldu; kısa süre içinde nüfusu 100 binin üzerine çıkarak İstanbul'dan sonra Avrupa'daki en büyük ikinci Osmanlı şehri haline geldi.
Sırada Rodos vardı. 1522-1523 yılları arasında, Rodos Şövalyeleri'nin elinde bulunan ada beş aylık bir kuşatmanın ardından teslim oldu; Süleyman şövalyelerin adayı terk etmesine izin verdi, ancak bu zafer Osmanlı ordusuna savaş ve hastalıktan 50 ila 60 bin can bedeline geldi. Doğu Akdeniz güvence altına alınınca, Orta Avrupa'ya açılan yol açılmış oldu — ve bu yolun tam ortasında Şarlken'in Habsburg toprakları duruyordu.
Çarpışma, Ağustos 1526'da Mohaç'ta gerçekleşti. Süleyman, Habsburg ailesiyle akrabalık ve ittifak bağları bulunan Macaristan Krallığı'nın askerî gücünü orada kırdı. Macaristan bölündü, büyük bir bölümü Osmanlı topraklarına katıldı — bu darbe, Şarlken'in Orta Avrupa'daki hedeflerinin tam kalbine iniyordu ve iki imparatorluğu doğrudan karşı karşıya getiriyordu.
Bu çatışma, 1529'da doruk noktasına ulaştı: Süleyman'ın ordusu, Habsburg topraklarının kapısı sayılan Viyana'yı kuşattı. Şehir surlarının önünde Osmanlı'nın Avrupa'daki ilerleyişi ilk kez sınırına dayandı. Kuşatma başarısız oldu ve Süleyman geri çekilmek zorunda kaldı — bu, Şarlken'in temsil ettiği imparatorluğa karşı Osmanlı ilerleyişinin ulaştığı en uç nokta oldu.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.