Hemingway ve Fitzgerald: Paris'te İki Kalem
1920'lerin Paris'inde biri çoktan ün kazanmış, diğeri henüz yükselen bir yazardı — ve aralarındaki dostluk bir edebiyat kuşağına damga vuracaktı.
F. Scott Fitzgerald, 1920 yılında yayımlanan Cennetin Bu Yakası ile Amerikan edebiyatında büyük bir sansasyon yaratmıştı. Bu ticari başarı, Zelda Sayre'nin ailesini de ikna etmiş, kısa süre sonra evlenmişlerdi. 1921'de çiftin tek çocukları dünyaya geldi. Fakat Fitzgerald'ın hikâyesi asıl Paris'in kafelerinde, Ernest Hemingway ile kesişmeye başlayacaktı.
1920'lerde sık sık Paris'e giden Fitzgerald, kendilerine sonradan 'Kayıp Kuşak' denilen modernist yazar ve sanatçı çevresine dahil oldu. Burada tanıştığı Amerikalı edebiyatçılar arasında, hayatında ve mirasında en büyük iz bırakacak olan isim, o dönem yükselen bir yazar olan Ernest Hemingway'di.
Ancak bu dostluk gerilimlerden azade değildi. Hemingway, Zelda ile hiçbir zaman iyi anlaşamadı. Ona göre Zelda, kocasının aşırı içmesine ve yazamamasına sebep oluyordu. Fitzgerald'ın hayatındaki bu iki önemli figür —eşi ve yazar dostu— arasındaki gerilim, dostlukları sürerken bile gölgesini düşürdü.
İkinci romanı Güzel ve Lanetli (1922), Fitzgerald'ı dönemin seçkinler dünyasına daha da yaklaştırdı. Bu lüks yaşam tarzını sürdürebilmek için Saturday Evening Post gibi dergiler için sayısız öykü kaleme aldı. 1925'te yayımlanan ve şöhret ile Zelda'yla olan karmaşık ilişkisinden beslenen Muhteşem Gatsby, bugün klasik sayılsa da ilk yılında 23.000 kopyadan az sattı ve döneminde ancak ılımlı bir ilgi gördü.
1920'ler ilerledikçe çatlaklar derinleşti. Zelda'nın ruh sağlığı bozuldu, kendisine şizofreni teşhisi kondu ve bir akıl hastanesine yerleştirildi. Fitzgerald, bu krizin ardından Buruktur Gece (1934) romanını yazdı; ama ne bu roman ne de Gatsby, umduğu eleştirel ya da ticari başarıyı getirdi. Büyük Buhran'ın dergi gelirlerine verdiği zararla mali sıkıntılar da arttı.
Kişiler kategorisinden
Frida Kahlo: Acıyı Sanata Dönüştürmek
Mexico City sokaklarında bir tramvay kazası, on sekiz yaşındaki bir genç kızın bedenini demir bir çubukla delip geçti — ve o enkazdan yirminci yüzyılın en yürek burkan dürüst sanatçılarından biri doğdu.
Şerife Bacı: Kağnısıyla Destan Yazan Kadın
Kastamonu kışlasına varamadan, dondurucu bir kış gecesinde bir kağnının üzerinde, kundaktaki kızını mermilerin arasına yerleştirip üzerine abanmış halde bulundu. O günden sonra adı bir milletin hafızasına kazındı.
Sezar ve Pompeius: Roma'yı Bölen Dostluk
Düşmanları ona 'genç kasap' derdi, akıl hocası Sulla ise 'Büyük' unvanını verdi — ama inşa etmeye yardım ettiği güç, bir gün onu da yutacaktı.
Hillary ve Tenzing: Zirveye Birlikte
Dünyanın en yüksek noktası, on yıllardır kendisine yaklaşan herkesi geri çevirmiş, kimini de sonsuza dek yutmuştu. 1953 baharında bir ekip, gökyüzünün artık yükselmediği o noktaya nihayet ulaştı.
Picasso ve Matisse: Dostluk Kadar Rekabet
Yirminci yüzyılın iki devi olarak anılmadan çok önce, ikisi de Paris'te aynı küçük galerinin duvarlarında yan yana asılı iki isimden ibaretti — biri zaten çılgın renkleriyle tanınıyor, diğeri henüz hiç tanınmıyordu.
Borg ve McEnroe: Buz ile Ateş
Biri kortta hiç sesini yükseltmedi, diğeri hiç susmadı. Aralarında tenis tarihinin en unutulmaz iki maçı doğdu.