Ölümün Zaferi: Bruegel'in Kara Mizah Şaheseri
Ne kral bağışlanır, ne kardinal, ne de hâlâ birbirine sarılmış âşıklar. Kararmış bu dünyada ölülerin ordusu çoktan zafer kazanmıştır.
1562 yılı civarında, Flaman ressam Pieter Bruegel (Brueghel) ahşap bir panele fırçasını sürerek dünyanın sonunu resmetti. 117 x 162 santimetre boyutlarındaki bu eser, Ölümün Zaferi, 1827'den beri Madrid'deki Prado Müzesi'nde sergileniyor — yanmış bir peyzajda iskelet ordularının can çekişen bir dünyayı istila ettiği bir sahne.
Manzaranın kendisi çoktan ölmüştür. Ufukta şehirler yanmakta, deniz gemi enkazlarıyla dolu, kıyıdaki gölette balıklar çürümektedir. Sahilde, etrafında bir ölüm ordusunun toplandığı bir ev göze çarpar. Tepelerde cesetlerin bırakıldığı çarklar ve asılanların sallandığı darağaçları yükselir. Ortada tek başına, güçsüz bir haç durur.
Bu ıssız topraklara Bruegel ordusunu salar. İskeletler kafataslarıyla dolu bir arabayı çekmektedir. Tabutun kapaklarından yapılma kalkanlar taşıyan iskelet ordusu ilerlerken, atlı bir iskelet tırpanıyla insanları üzerinde haç bulunan bir kutuya doğru sürer. Çiftçiden askere, soylulardan krallara, hiçbir toplumsal kesim bağışlanmaz; herkes aynı akıbete sürüklenir.
Bruegel'in kara mizahı hiç eksilmez. Bir iskelet laterna çalarken, arabasının tekerlekleri altında bir adamı ezer, sanki onun hayatının hiçbir kıymeti yokmuş gibi. Arabanın önüne düşen bir kadının bir elinde ince bir iplik, diğerinde bir makas vardır — Bruegel'in Atropos yorumu. Yakınındaki başka bir kadın ise iğ ve çıkrık tutar; insan hayatının kırılganlığını simgeleyen bu klasik nesneler, Klotho ve Lakhesis'e gönderme yapar.
Tablonun ortasında, aç bir köpek, ölü annesinin kucağındaki ölü çocuğun yüzünü kemirir. Hemen yanında bir kardinal, kırmızı şapkasını alaycı biçimde takmış bir iskelet tarafından kaderine sürüklenir; ölmekte olan bir kral, boş bir kum saatiyle kendisini uyaran iskeletin farkında olmadan, yağmalanan altın ve gümüş fıçılarına uzanmaya devam eder — açgözlü ve pişmanlıktan uzak. Uyanan bir hacı, para kesesi için boğazı kesilirken öldürülür; üstlerinde iskelet balıkçılar insanları ağla avlar.
Sanat kategorisinden
Deniz Kenarında Keşiş
Uzun bir elbise içindeki tek bir figür, boş ve gri bir denize bakıyor — ve bu boşluk, sergilendiği anda büyük bir tartışma yarattı. 1810'da Berlin'de görücüye çıktığında kimse bu tabloyla ne yapacağını bilemedi.
Carnation, Lily, Lily, Rose
Bir Amerikalı ressam, İngiliz bir bahçede her akşam birkaç dakikalığına beliren mor alacakaranlığı yakalamak için batan güneşle yarıştı — ve bu yarış iki yıl sürdü.
The Apotheosis of Washington
ABD Kongre Binası'nın kubbesine bakarsanız, bulutların arasında tanrılaştırılmış George Washington'u görürsünüz — bir kurucu babanın söylenceye dönüştüğü an, tavana kazınmış hâlde.
Cupid’in Öpücüğü ile Yeniden Canlanan Psyche
Uykudaki bir ceset, ona değen bir kanat ucu ve mermerin nefes almayı öğrendiği o an — Antonio Canova'nın göze aldığı imkânsız sahne.
Felemenk Atasözleri
Bir köy meydanına bakın: bir adam sütuna dişleriyle asılıyor, bir başkası gün ışığını sepetle taşıyor, bir kadın kocasına mavi bir pelerin giydiriyor. Her hareket bir şaka — dilini bilene.
14 Yaşındaki Küçük Dansçı
Üzerinde gerçek bir tütü, başında insan saçından bir peruk vardı — ve 1881'de onu gören eleştirmenler sanki iğrenç bir şeyle karşı karşıyaymış gibi geri çekildiler.