Evliya Çelebi: Elli Yıllık Seyahatname

Genç bir saray adamı, rüyasında Peygamber'in huzurunda heyecandan dili sürçer ve 'şefaat' diyecek yerde 'seyahat' der — bu küçük dil sürçmesi onu ömür boyu yollara düşürür.

Keşif yolculukları · 2 dakika ·

Evliya Çelebi: Elli Yıllık Seyahatname
Gmihail at Serbian Wikipedia, CC BY-SA 3.0 rs, via Wikimedia Commons

1040 Muharrem ayının Aşure Gecesi, miladi 19 Ağustos 1630'da, İstanbul'da Derviş Mehmed Zıllî adlı genç bir adam bir rüya görür. Yemiş İskelesi civarındaki Ahi Çelebi Camii'nde, muazzam bir cemaatin içindedir; başköşede Hazreti Muhammed, dört halifesi ve ashabı vardır. Şefaat dilemek için yaklaşmak ister ama cesaret edemez; sonunda dile geldiğinde ağzından 'Şefaat ya Resulullah' değil, 'Seyahat ya Resulullah' çıkar. Bu ufak sürçme, hayatının eksenine dönüşür ve dünya onu Evliya Çelebi olarak tanır.

1611'de İstanbul'da, aslen Kütahyalı zengin bir ailede doğdu. Babası Derviş Mehmed Zıllî, birkaç padişahın kuyumcubaşılığını yapmıştı; annesi Abhaz asıllıydı ve IV. Mehmed'in sadrazamı Melek Ahmed Paşa'nın ailesiyle akrabaydı. Evliya, baba tarafından soyunu erken dönem Türk şairi ve Sufi mutasavvıf Ahmed Yesevi'ye kadar dayandırır. Mahalle mektebinden sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi'nde yedi yıl okudu, ardından saraya özgü Enderun'a devam etti; burada sarf, nahiv, hüsn-ü hat ve musiki dersleri aldı, hocalarından biri Musahip Derviş Ömer Ağa'ydı.

Kur'an'ı ezberleyip hafız oldu. Yirmi beş yaşındayken Ayasofya'da mukabele okurken IV. Murad'ın dikkatini çekti ve saraya, musahipler arasına alındı. Akrabası Melek Ahmed Paşa, Ruznameci İbrahim Efendi ve Hattat Hasan Paşa bu girişte ona yardımcı oldular. Zekası ve konuşma kabiliyetiyle padişahın teveccühünü kazandı; yüksek görevlere gelmesi bekleniyordu. Ama içindeki huzursuzluk, rüyanın işaret ettiği yol, onu bir yere bağlanmaya bırakmadı.

İlk gezileri İstanbul ve çevresiyle sınırlıydı. 1640 başında babasından habersiz Bursa'ya gitti, otuz beş gün sonra döndü. Oğlundaki seyahat aşkını gören babası razı oldu, hatta onu dönemin önemli şeyhlerinden Abdü'l-ahat Nuri Efendi'ye götürüp elini öptürdü. Temmuz 1640'ta İzmit'e yaptığı ikinci seyahat, 1630'dan 1681'e uzanacak elli yılı aşkın bir gezginlik hayatının gerçek başlangıcı oldu; kendi ifadesiyle ömrü boyunca 257 şehir gezdi.

Seyahatlerini Melek Ahmed Paşa, Defterdarzâde Mehmed Paşa, Köse Ali Paşa, Köprülü Mehmed Paşa ve Kırım Hanı'nın maiyetinde yaptı; onların imamlığını, müezzinliğini, iç ağalığını üstlenerek İstanbul ile taşra arasında haber taşıdı. Balkanlar'ı, Anadolu'yu, Kafkasya'yı, Ortadoğu'yu ve Mısır'ı dolaştı, Osmanlı sınırlarının dışına da çıktı. 1663'te Rotterdam'da, misafir olarak yerlilerle görüştüğünü, onların rahiplerin dünyayı her yıl savaşla kısaltan açgözlü insanlarla doldurduğuna dair şikâyetlerini yazdı. 1665-66'da Viyana'da Almanca ile Farsça arasında benzerlikler fark etti.