İmparatorluk Çevrimi: Cole'un Beş Tablosunda Yükseliş ve Çöküş
Bir vadiye asırlarca nöbet tutan tek bir kaya — yabanıllıktan mermer bir imparatorluğa, oradan da yıkıntılara uzanan bir hikayenin sessiz tanığı. Thomas Cole, bu yükselişi ve çöküşü beş tabloda anlattı.
Fırtınalı bir şafakta, derisiyle örtünmüş bir avcı sisli kayalıklar arasında kaçan bir geyiği kovalar. Nehirde kanolar süzülür; karşı kıyıda ateş etrafında toplanmış çadırlar, henüz doğmamış bir uygarlığın ilk kıvılcımlarıdır. Bu, Thomas Cole'un 1833-1836 yılları arasında yarattığı serinin açılış tablosu The Savage State'dir. Sahne yalın görünür ama değildir: kayalar, dağlar, bir deniz körfezi ve her tabloda tekrar belirecek, çevresindeki her şey değişirken kendisi hiç kıpırdamayan o kayalıktaki büyük kaya.
Bu kaya, tüm serinin anahtarıdır. Cole, bir nehir vadisinin denizle buluştuğu noktada hayali bir şehri anlatan beş tabloyu bu kayayla birbirine bağlar; bakış açısı her tabloda değişir ama kayalık her zaman tanınabilir kalır. Eleştirmenler bunu bilinçli bir seçim olarak okur: dünyanın değişmezliği, insan hırsının geçiciliğine karşı. İkinci tabloda, The Arcadian or Pastoral State'te fırtına dinmiştir. Tarlalar sürülmüş, koyunlar güdülmüş, tekneler inşa edilmiştir; yaşlı bir adam toprağa geometrik bir şekil çiziktirir. Bir tepede megalitik bir tapınaktan duman yükselir. İdealize edilmiş, erken dönem Yunanistan'ı andıran, huzurlu bir sahnedir bu — ama Cole çerçeveye bir uyarı da gizler: inşa halindeki bir savaş gemisi ve çocuğunun bir asker çizdiğini tedirginlikle izleyen bir anne.
Üçüncü tabloda, The Consummation of Empire'da vahşi doğa artık tamamen silinmiştir. Mermer sütunlar, kalabalık limanlar ve zafer alayları imparatorluk görkemiyle dolu bir sahneyi doldurur — serinin en büyük tuvali, sanki ihtişamın kendisi daha fazla alan talep ediyormuş gibi. Ardından, neredeyse aynı bakış açısından, Destruction gelir: aynı şehir şiddete boğulmuş, anıtları parçalanmış, halkı kaçışan veya yere yığılan bir kenttir artık. Son olarak, on yıllar sonrasını gösteren Desolation'da o kaya hâlâ nöbettedir; yosun ve kuşların geri aldığı yıkıntılar, kararan bir gökyüzü altında kırık sütunlara dönüşmüştür.
Cole belirli bir şehri resmetmiyordu. Mimari, giysiler ve heykeller açıkça Greko-Romen üsluptadır ve serinin çizdiği tarihsel yay, gevşek biçimde Roma tarihine benzetilebilir. Bu tesadüf değildi — canlandırılmış klasik mimari, özellikle Washington DC'de, Amerikan kamu binalarının standart üslubu haline gelmişti; bu da serinin çağdaş izleyiciler için sadece bir tarih anlatısı değil, bir kehanet olarak okunabilmesini sağlıyordu.
Edebi ilhamını Lord Byron'dan aldı. Seri için verdiği gazete ilanlarında Cole, Childe Harold's Pilgrimage'den şu dizeleri alıntıladı: 'Önce özgürlük ve sonra Zafer — başarısız olduğunda, Zenginlik, ahlaksızlık, yolsuzluk…' Piskopos Berkeley'e ait 'Batıya, imparatorluğun yolu buradan geçer…' sözü de seriyi tanımlamak için sıkça kullanılır. Tablolar, birçok Amerikalının pastoral yaşamı uygarlığın en sağlıklı evresi olarak idealize ettiği, imparatorluk kurmanın kaçınılmaz olarak açgözlülüğe ve çöküşe yol açacağından korktuğu bir dönemde ortaya çıktı.
Sanat kategorisinden
Deniz Kenarında Keşiş
Uzun bir elbise içindeki tek bir figür, boş ve gri bir denize bakıyor — ve bu boşluk, sergilendiği anda büyük bir tartışma yarattı. 1810'da Berlin'de görücüye çıktığında kimse bu tabloyla ne yapacağını bilemedi.
Carnation, Lily, Lily, Rose
Bir Amerikalı ressam, İngiliz bir bahçede her akşam birkaç dakikalığına beliren mor alacakaranlığı yakalamak için batan güneşle yarıştı — ve bu yarış iki yıl sürdü.
The Apotheosis of Washington
ABD Kongre Binası'nın kubbesine bakarsanız, bulutların arasında tanrılaştırılmış George Washington'u görürsünüz — bir kurucu babanın söylenceye dönüştüğü an, tavana kazınmış hâlde.
Cupid’in Öpücüğü ile Yeniden Canlanan Psyche
Uykudaki bir ceset, ona değen bir kanat ucu ve mermerin nefes almayı öğrendiği o an — Antonio Canova'nın göze aldığı imkânsız sahne.
Felemenk Atasözleri
Bir köy meydanına bakın: bir adam sütuna dişleriyle asılıyor, bir başkası gün ışığını sepetle taşıyor, bir kadın kocasına mavi bir pelerin giydiriyor. Her hareket bir şaka — dilini bilene.
14 Yaşındaki Küçük Dansçı
Üzerinde gerçek bir tütü, başında insan saçından bir peruk vardı — ve 1881'de onu gören eleştirmenler sanki iğrenç bir şeyle karşı karşıyaymış gibi geri çekildiler.