The Angelus: Tarlaların En Ünlü Duası
Bir patates sepetinin başında eğilen iki köylü — bu sessiz an, bir müzayede savaşına, bir vandalizm saldırısına ve sanat tarihinin en tuhaf teorilerinden birine yol açacaktı.
Barbizon köyü yakınlarındaki bir tarlada, bir kadın ve bir erkek işlerine ara verir. Başları öne eğik, elleri kavuşmuş; ayaklarının dibinde küçük bir patates sepeti, bir çatal, çuvallar, bir el arabası durur. Ufukta, güç seçilen bir siluet halinde Chailly-en-Bière kilisesinin çan kulesi belirir. Jean-François Millet'in 1857-1859 arasında tuval üzerine yağlıboya olarak tamamladığı bu eser, aslında çok daha sıradan bir adla doğmuştu: Patates Hasadı İçin Dua.
Adın değişmesi neredeyse tesadüfen gerçekleşti. Millet, tabloyu Amerikalı koleksiyoner Thomas Gold Appleton'ın siparişi üzerine yapmıştı, ama Appleton eseri teslim almaya hiç gelmedi. Elinde kalan tabloya Millet, ufukta bir kilise kulesi ekleyip adını The Angelus koydu — gün doğumu, öğle ve akşam çanların çalınmasıyla günde üç kez okunan Katolik duasına atfen. Millet, fikrin kaynağını sade bir şekilde açıklamıştı: tarlada çalışırken çan sesini duyan büyükannesi, aileyi her seferinde işi bırakıp ölmüş yoksullar için Angelus duasını okumaya zorlardı.
Tablodaki iki figürün kimliği hiçbir zaman kesinleşmedi. Kimileri onları iş arkadaşı, kimileri karı koca olarak yorumladı; Millet'in ölümünden bir yıl önce, 1874'te Brüksel'de sergilenen tabloyu büyük bir hayranlıkla izleyen Fransız politikacı Léon Gambetta ise onları bir çiftçi ve hizmetçisi olarak görmüştü. 1889 tarihli bir satış kataloğu ise sadece 'genç bir köylü ve arkadaşı' demekle yetinmişti. Millet, bu eseri boyutu yaklaşık yarısı olmasına karşın, daha önceki başyapıtı The Gleaners'tan aldığı paranın yarısından da azına satmıştı.
Millet 1875'te öldükten sonra ünü hızla yükseldi. Fransa, Fransa-Prusya Savaşı ve Paris Komünü'nün sarsıntısını henüz üzerinden atmıştı; bu yaralı ulusal ruh hali, birleştirici semboller arıyordu. Millet'in toprağa bağlı, dindar köylüleri bu arayışa tam olarak karşılık verdi. The Angelus'un baskıları Fransa'daki binlerce eve girerek yüzyılın en çok çoğaltılan dini imgelerinden biri oldu.
Oysa Millet, tabloda dini bir mesaj olmadığını, sadece kırsal yaşamın bir ritüeline dair bir nostaljiyi resmettiğini söylemişti. Bu ritüel herkesi etkilemedi: 1864'te tabloyu Millet'in Bergère avec son troupeau (Sürüsüyle çoban kadın) adlı eseriyle takas eden Belçikalı bakan Jules Van Praët, hayalindeki çan sesinin sonunda can sıkıcı hale geldiğinden söz etmişti.
Sanat kategorisinden
Deniz Kenarında Keşiş
Uzun bir elbise içindeki tek bir figür, boş ve gri bir denize bakıyor — ve bu boşluk, sergilendiği anda büyük bir tartışma yarattı. 1810'da Berlin'de görücüye çıktığında kimse bu tabloyla ne yapacağını bilemedi.
Carnation, Lily, Lily, Rose
Bir Amerikalı ressam, İngiliz bir bahçede her akşam birkaç dakikalığına beliren mor alacakaranlığı yakalamak için batan güneşle yarıştı — ve bu yarış iki yıl sürdü.
The Apotheosis of Washington
ABD Kongre Binası'nın kubbesine bakarsanız, bulutların arasında tanrılaştırılmış George Washington'u görürsünüz — bir kurucu babanın söylenceye dönüştüğü an, tavana kazınmış hâlde.
Cupid’in Öpücüğü ile Yeniden Canlanan Psyche
Uykudaki bir ceset, ona değen bir kanat ucu ve mermerin nefes almayı öğrendiği o an — Antonio Canova'nın göze aldığı imkânsız sahne.
Felemenk Atasözleri
Bir köy meydanına bakın: bir adam sütuna dişleriyle asılıyor, bir başkası gün ışığını sepetle taşıyor, bir kadın kocasına mavi bir pelerin giydiriyor. Her hareket bir şaka — dilini bilene.
14 Yaşındaki Küçük Dansçı
Üzerinde gerçek bir tütü, başında insan saçından bir peruk vardı — ve 1881'de onu gören eleştirmenler sanki iğrenç bir şeyle karşı karşıyaymış gibi geri çekildiler.