Hava Pompası: Bilim ve Ahlak Arasındaki Deney

Bir cam fanusun içinde soluğu kesilen beyaz bir kakadu, çevresindeki yüzlerde dehşetle merakı aynı anda uyandırır — ve tüm bu sahne 1768'de bir mumun titrek ışığıyla tuvalde sonsuza dek dondurulur.

Sanat eserleri · 3 dakika ·

Hava Pompası: Bilim ve Ahlak Arasındaki Deney
Joseph Wright of Derby, Public domain, via Wikimedia Commons

Karanlık bir odada, kırmızı cübbeli bir adam cam bir kabın yanında durur; bir eliyle valfi tutarken diğerini havaya kaldırır, sanki izleyiciyi kuşun kaderine ortak etmek ister gibi. Bu sahne, Joseph Wright of Derby'nin 1768'de tamamladığı An Experiment on a Bird in the Air Pump adlı tablonun merkezini oluşturur. Masanın çevresinde mum ışığıyla aydınlanan yüzler görülür: iki genç kız dehşetle geri çekilir, bir çocuk kafesi indirir, yaşlı bir adam derin bir ciddiyetle olayı izler, birbirine sarılmış bir çift ise sahneye kayıtsız kalır. Wright, bilimsel bir gösteriye, o dönemde yalnızca dini veya tarihi sahnelere ayrılan duygusal yoğunluğu kazandırarak devrin geleneklerinden radikal biçimde ayrılır.

Sahnenin arkasında bir asırdan uzun süren gerçek bir bilimsel tarih yatar. 1659'da Robert Boyle, Otto von Guericke'nin 1650'de icat ettiği vakum pompasından ilham alarak bir hava pompası ısmarladı. İlk makinesini Royal Society'ye bağışladı, kendisi için iki tane daha yaptırdı. Bu tür aletler oldukça pahalı ve nadirdi; 1660'larda Boyle'un üç pompası dışında, Lahey'de Christiaan Huygens'inki de dahil, Avrupa'da yalnızca birkaç örnek bulunuyordu. Boyle'un pompası karmaşık ve kaprisliydi; büyük ölçüde onun tasarımına göre ama Robert Hooke tarafından yapılmış ve çoğunlukla onun tarafından çalıştırılmıştı.

Bu pompayla Boyle, havanın özellikleri üzerine düzinelerce deney yaptı ve bunları New Experiments Physico-Mechanicall, Touching the Spring of the Air adlı eserinde kaydetti. Kitapta anlatılan 43 deneyden ikisi canlı hayvanlarla ilgiliydi: biri böceklerin düşük basınçta uçup uçamayacağını, diğeri —41. Deney— hayvanların havaya ne kadar bağımlı olduğunu sınıyordu. Boyle, kuşları, fareleri, yılan balıklarını, salyangozları ve sinekleri kaba yerleştirip hava çekilirken tepkilerini gözlemledi. Yaralı bir tarla kuşunun hava boşaltılırken şiddetli kasılmalar geçirip boynu bükülmüş halde öldüğünü ayrıntılarıyla anlattı.

Wright tablosunu yaptığında, hava pompaları artık sıradan bilimsel aletler haline gelmişti. Gezici doğa felsefesi konferansçıları —bilim insanından çok gösteri sanatçısı olan kişiler— belediye salonlarında ve özel evlerde bilet karşılığı seyirci toplayıp 'hava pompasında hayvan' deneyini gösterinin can alıcı noktası yapıyordu. Bu gezgin konferansçıların en saygınlarından biri, muhtemelen ortak dostları John Whitehurst aracılığıyla Wright'ı tanıyan İskoç gökbilimci James Ferguson'dı. Ferguson, birçok gösterimcinin canlı hayvan yerine içi hava dolu bir kesecikten oluşan 'akciğer camı' kullandığını belirtmiş, çünkü ona göre bir canlıyı sahnede öldürmek 'en ufak insanlık duygusuna sahip her izleyici için son derece şoke ediciydi'.

Wright'ın tablosu, tam da bu ikamenin önlemeye çalıştığı etik gerilimi yakalar. Tuvaldeki kuş gerçek bir kakadu gibi görünür ve acısı öyle yoğun resmedilmiştir ki izleyici Ferguson'ın sözünü ettiği rahatsızlığı hisseder. Yine de odada bilimsel merak baskındır; sadece çocuklar tepki gösterirken yetişkinler deneyin sonucuna kilitlenmiş haldedir.