Olympia Zeus Heykeli: Antik Çağın Kayıp Şaheseri
On iki metrelik bir tanrı, her gün zeytinyağıyla ovulan fildişi bir tenle tahtında otururdu — bir Roma generali onu görünce ruhen sarsıldığını söylemişti. Sonra bir gün, iz bırakmadan kayboldu.
M.Ö. 456 yılında Olimpos Dağı'ndaki Zeus Tapınağı için Fidias'a bir görev verildi: tanrıların en güçlüsünü, oturur hâlde, tapınağa ancak sığacak kadar devasa bir heykelde canlandırmak. M.Ö. 438 ile 430 arasında tamamlandığı tahmin edilen, yaklaşık on iki metre yüksekliğindeki bu eser, kısa sürede Dünyanın Yedi Harikası arasına girecekti. Heykel öylesine büyüktü ki, Zeus ayağa kalksa tapınağın tavanının yıkılacağı söylenirdi.
Eser, altın ve fildişinden imal edilmiş bir 'chryselephantine' yapıydı. Zeus'un teni fildişinden, sakalı, saçları ve elbisesi ise altındandı. Oturduğu taht abanoz ağacından yapılmış, altın, fildişi ve değerli taşlarla kakılmıştı — öyle ki taht, bazılarına göre heykelin kendisinden bile daha etkileyiciydi. Üzerinde Yunan tanrılarının ve sfenks gibi mistik yaratıkların figürleri işlenmişti. Zeus, sağ elinde zafer tanrıçası Nike'nin küçük bir heykelini, sol elinde ise değerli metallerle süslenmiş ve bir kartal kakmasıyla bezenmiş bir asa tutuyordu.
Heykele ancak karanlık bir koridordan geçilerek ulaşılabiliyordu; bu da parlak fildişinin insanların gözünü almasına ve ziyaretçileri derinden etkilemesine neden oluyordu. Fildişinin, çevredeki nemli Altis korusundan zarar görmemesi için heykelin sürekli zeytinyağıyla ovulması gerekiyordu — bu, görkemli eserin gündelik, neredeyse gizli bir bakımıydı.
Heykeli görenler onu unutamadı. Kaynaklara göre, Makedonya'yı yenen Roma generali Aemilius Paullus, heykeli gördüğünde sanki tanrıyı bizzat görmüş gibi ruhen derinden sarsılmıştı. Böylesine bir etki, Fidias'ın elinden çıkan eserin sıradan bir heykel olmadığının kanıtıydı.
391 yılında Hristiyan imparator I. Theodosius, putperestliği yasaklayınca Olimpiyat Oyunları da Zeus Tapınağı da ziyarete kapatıldı. Tapınak, kullanılmaz hâle geldi ve yavaş yavaş unutuluşa terk edildi. Heykelin sonu, birbiriyle çatışan anlatılarda kaybolur: bazı kaynaklara göre yeni kurulan başkent Konstantinopolis'e taşınmış ve orada Lausus Sarayı'ndaki büyük bir yangında, 475 yılında yok olmuştu; başka anlatılara göre ise heykel, 425 yılında ağır biçimde hasar gören tapınakla birlikte alevlerde son bulmuştu.
Sanat kategorisinden
Deniz Kenarında Keşiş
Uzun bir elbise içindeki tek bir figür, boş ve gri bir denize bakıyor — ve bu boşluk, sergilendiği anda büyük bir tartışma yarattı. 1810'da Berlin'de görücüye çıktığında kimse bu tabloyla ne yapacağını bilemedi.
Carnation, Lily, Lily, Rose
Bir Amerikalı ressam, İngiliz bir bahçede her akşam birkaç dakikalığına beliren mor alacakaranlığı yakalamak için batan güneşle yarıştı — ve bu yarış iki yıl sürdü.
The Apotheosis of Washington
ABD Kongre Binası'nın kubbesine bakarsanız, bulutların arasında tanrılaştırılmış George Washington'u görürsünüz — bir kurucu babanın söylenceye dönüştüğü an, tavana kazınmış hâlde.
Cupid’in Öpücüğü ile Yeniden Canlanan Psyche
Uykudaki bir ceset, ona değen bir kanat ucu ve mermerin nefes almayı öğrendiği o an — Antonio Canova'nın göze aldığı imkânsız sahne.
Felemenk Atasözleri
Bir köy meydanına bakın: bir adam sütuna dişleriyle asılıyor, bir başkası gün ışığını sepetle taşıyor, bir kadın kocasına mavi bir pelerin giydiriyor. Her hareket bir şaka — dilini bilene.
14 Yaşındaki Küçük Dansçı
Üzerinde gerçek bir tütü, başında insan saçından bir peruk vardı — ve 1881'de onu gören eleştirmenler sanki iğrenç bir şeyle karşı karşıyaymış gibi geri çekildiler.