Livingstone ve Stanley: "Doktor Livingstone, Sanırım?"
Amerikalı bir gazeteci, Orta Afrika'nın ücra bir köyüne adım atar ve söylediği birkaç kelime bir asır boyunca yankılanır — ama bulduğu adam ölümün eşiğindedir.
Henry Morton Stanley, 1841'de Galler'de John Rowlands adıyla dünyaya geldi. Annesi onu terk etmiş, babası ise doğumundan haftalar sonra ölmüştü. Bir süre dedesinin yanında kaldıktan sonra akrabalar arasında dolaştı, sonunda St Asaph yetimhanesine düştü ve orada kötü koşullarla büyüdü. On sekiz yaşındayken, 1859'da Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etti ve bindiği gemiyle New Orleans'a ulaştı; kendi anlatımına göre burada onu bir tüccar olan Henry Hope Stanley evlat edindi ve minnettarlığından onun adını aldı — ne var ki biyografi yazarları bu öykünün doğruluğundan sonradan şüphe etmiştir.
Amerikan İç Savaşı onu şaşırtıcı bir yolculuğa sürükledi: önce Konfederasyon saflarında Shiloh'ta savaştı, esir düştü, ardından bir 'Galvanized Yankee' olarak Birlik Ordusu'na katıldı, hastalığı yüzünden terhis edildi ve sonunda donanmada görev yaptı. Savaş sonrası gazeteciliğe yöneldi; New York Herald için 1868'deki İngiliz Habeşistan seferini haberleştirdi ve bir telgraf memurunu rüşvetle ikna ederek haberini herkesten önce geçirmeyi başardı.
Onu asıl üne kavuşturan görev, 1871'de Herald'ın onu Orta Afrika'da yıllardır haber alınamayan misyoner-kâşif David Livingstone'u bulmakla görevlendirmesiydi. Zanzibar'a varan Stanley, hiç masraftan kaçınmadan 192 taşıyıcılık bir kervan kurdu. Yolculuk ağırdı: sıtma iki yardımcısının canına mal oldu, yerlilerle çıkan çatışmalar kervanı zayıflattı. 10 Kasım 1871'de Ujiji'ye giren Stanley, şaşkın köylülerin arasından geçerek hasta ve bitkin haldeki Livingstone'u buldu.
Stanley'in getirdiği erzak ve ilaçlar Livingstone'u yeniden ayağa kaldırdı; ikisi birlikte Tanganika Gölü'nün kuzey kıyılarını keşfetti, üç hafta birlikte kaldılar, sonra Tabora'da ayrıldılar. Stanley Zanzibar'a, ardından İngiltere'ye döndü, ama Livingstone'a erzak göndermeyi sürdürdü. Livingstone'un öldüğü haberini alınca derinden sarsıldı ve Afrika'ya dönmeye karar verdi.
1874'te başlattığı ikinci seferin amacı, Tanganika Gölü'nü tam olarak haritalamak ve John Hanning Speke'nin kanıtlayamadığı Nil'in kaynağı sorusunu çözmekti. Su aygırları ve düşman gruplarının saldırılarına rağmen Speke'nin haklı olduğunu kanıtladı. 1876'da kervan Lualaba Nehri boyunca ilerledi; pusulara uğradı, yamyam olarak anlatılan halkların yaşadığı sık ormanlardan geçti, bir noktada iki yanına 186 insan kafatası dizilmiş bir yoldan yürümek zorunda kaldı. Lualaba'nın Kongo Nehri'ne dökülmesiyle kervan bu nehri takip ederek Atlas Okyanusu kıyısındaki Boma'ya ulaştı, Afrika'nın son keşfedilmemiş büyük nehrini de haritaya işledi. Başlangıçtaki 356 kişiden geriye sadece 114'ü kalmıştı; diğerleri ölmüş ya da kervanı terk etmişti, aralarında Stanley'in üç yakın arkadaşı da vardı.
Keşifler kategorisinden
Humboldt: Doğayı Ölçen Kaşif
Bir zamanlar hasta ve sıradan bir çocuk sayılan bu Prusyalı asilzade, bir yanardağa tırmanıp dünya rekoru kıracak ve doğayı anlama biçimimizi baştan yazacaktı.
Cartier: Kanada'ya Adını Veren Yolculuk
Bir Bretonlu denizci, anlamını tam kavramadığı bir toprağa haç dikip krallık adına sahiplendi — sonra bir kışı, nehrin buzları içinde donmuş halde, bir yabancının verdiği çareye umut bağlayarak geçirdi.
Kartacalı Hanno: Afrika Kıyılarında Antik Bir Sefer
Altmış gemi, binlerce yolcu ve haritası olmayan bir kıyı: Kartacalı Hanno'nun seferi, tüylü ve düşman 'goril'lerin derileriyle Kartaca'ya döndü.
HMS Challenger: Okyanus Biliminin İlk Büyük Seferi
Topları sökülüp yerine mikroskoplar yerleştirilen bir savaş gemisi, o güne dek kimsenin ciddiye almadığı bir soruya yanıt aramak için Portsmouth'tan yola çıktı: okyanusun dibinde ne var?
Scott'un Trajedisi: Kutupta Yazılan Son Mektuplar
Beş adam dünyanın en ucuna ulaştı ve orada onları bekleyen bir Norveç bayrağı buldu. Ardından gelen zafer değil, buzda yavaşça çözülen ve bir asır boyunca unutulmayacak bir sondu.
Marco Polo: Kubilay Han'ın Sarayında
On beş yaşındaki bir çocuk, tanımadığı babasıyla ilk kez karşılaşır — kısa süre sonra kendini dünyanın en zengin sarayına giden yolda bulur. Yirmi dört yıl sonra döndüğünde, Venedik ona 'Bay Milyonlar' diyecektir.