Görelilik: Escher'in İmkânsız Merdivenleri
Kendisinin matematikten hiç anlamadığını söylerdi — oysa çizdiği desenler, kuşaklar boyu matematikçilerin peşinden koştuğu bilmecelere dönüşecekti.
Maurits Cornelis Escher, 17 Haziran 1898'de Leeuwarden'de, bugün Princessehof Seramik Müzesi'nin bir parçası olan bir evde doğdu. İnşaat mühendisi babası George Arnold Escher ile annesi Sara Gleichman'ın dört erkek kardeşiyle büyüyen en küçük oğluydu; okulda hiçbir zaman başarılı olmadı, ikinci sınıfta sınıfta kaldı, ailesinin 'Mauk' dediği bu çocuk zayıf notlar alsa da çizim yeteneğiyle dikkat çekiyordu. 1918'de Delft Teknik Okulu'na girdi, ardından 1919-1922 arasında Haarlem Mimarlık ve Dekoratif Sanatlar Okulu'nda okudu; bir cilt enfeksiyonu ve mimarlıktaki zayıf notları onu, grafik sanatçısı Samuel Jessurun de Mesquita'nın öğrencisi olarak dekoratif sanatlara yöneltti.
1922'de Escher İtalya'yı gezdi — Floransa, San Gimignano, Volterra, Siena, Ravello — ardından İspanya'ya geçti; Madrid, Toledo ve Granada'yı ziyaret etti. Granada'daki on dördüncü yüzyıldan kalma Alhambra'da, birbirine kenetlenmiş geometrik desenlerle tanıştı — bu karşılaşma, hayatının saplantısı olacak tessellation (döşeme deseni) merakının başlangıcıydı. Kısa süre sonra İtalya'ya döndü ve 1923-1935 arasında Roma'da yaşadı; burada İsviçreli Jetta Umiker ile tanıştı ve 1924'te onunla evlendi. İlk oğulları George, Roma'da doğdu; ardından Arthur ve Jan geldi.
1920'lerden 1930'ların başına kadar Escher İtalyan kırsalında durmaksızın dolaştı — Viterbo, Abruzzi, Korsika, Kalabriya, Amalfi kıyısı, Gargano, Sicilya — ve erken dönem, daha gözlemsel eserlerine yansıyacak kasaba ve manzara çizimleri yaptı. 1936'nın Mayıs-Haziran aylarında İspanya'ya geri döndü ve Alhambra'da günlerce mozaik desenlerini ayrıntılı biçimde çizdi; bu tutkunun 'gerçek bir bağımlılığa dönüştüğünü' sonradan itiraf edecekti. Kurtuba'daki Mezquita'yı da inceledi. Bu yolculuk bir dönüm noktası oldu: 1937'den sonra sanatı, doğa ve mimariyi atölye dışında gözlemlemekten uzaklaşıp saf geometrik analize ve görsel hayal gücüne yöneldi.
Siyaset bir sonraki taşınmayı zorunlu kıldı. 1935'te Mussolini'nin İtalya'sı, ideolojiyle ilgilenmeyen ama fanatizmden tiksinen Escher için artık dayanılmaz olmuştu. Dokuz yaşındaki büyük oğlu George okulda Balilla faşist gençlik üniformasını giymeye zorlanınca aile İtalya'yı terk etti ve iki yıl için İsviçre'nin Château-d'Œx kasabasına yerleşti. 1937'de kardeşi Berend, gördüğü bazı çalışmaları üzerine onu matematiğe yönlendirdi — bu buluşma her şeyi değiştirdi. Escher simetri üzerine okumaya başladı ve 1930'ların sonunda aile bir kez daha, bu sefer Belçika'ya taşındı.
Savaşın patlak vermesi aileyi yeniden altüst etti: 1941'de Alman işgali, aileyi Belçika'dan Hollanda'ya kaçmaya zorladı. İşte bu yıllarda ve sonrasında Escher'i ünlü kılacak eserlerin çoğunu üretti: 1937'de Metamorphosis I, 1938'de Day and Night ve Sky and Water I, 1940'ta Metamorphosis II, daha sonra Reptiles, Drawing Hands, House of Stairs ve 1953'te belki de en ünlü eseri olan Relativity. 1950'lerin ortasında ilgisi, iki boyutlu bir düzlemde sonsuzluğun tasvirine kaydı; 1958'de matematikçi H.S.M. Coxeter ile tanıştı ve bu, Escher'in hayatının sonuna kadar süren, eserlerine kalıcı etki bırakan bir dostluğa dönüştü.
Sanat kategorisinden
Deniz Kenarında Keşiş
Uzun bir elbise içindeki tek bir figür, boş ve gri bir denize bakıyor — ve bu boşluk, sergilendiği anda büyük bir tartışma yarattı. 1810'da Berlin'de görücüye çıktığında kimse bu tabloyla ne yapacağını bilemedi.
Carnation, Lily, Lily, Rose
Bir Amerikalı ressam, İngiliz bir bahçede her akşam birkaç dakikalığına beliren mor alacakaranlığı yakalamak için batan güneşle yarıştı — ve bu yarış iki yıl sürdü.
The Apotheosis of Washington
ABD Kongre Binası'nın kubbesine bakarsanız, bulutların arasında tanrılaştırılmış George Washington'u görürsünüz — bir kurucu babanın söylenceye dönüştüğü an, tavana kazınmış hâlde.
Cupid’in Öpücüğü ile Yeniden Canlanan Psyche
Uykudaki bir ceset, ona değen bir kanat ucu ve mermerin nefes almayı öğrendiği o an — Antonio Canova'nın göze aldığı imkânsız sahne.
Felemenk Atasözleri
Bir köy meydanına bakın: bir adam sütuna dişleriyle asılıyor, bir başkası gün ışığını sepetle taşıyor, bir kadın kocasına mavi bir pelerin giydiriyor. Her hareket bir şaka — dilini bilene.
14 Yaşındaki Küçük Dansçı
Üzerinde gerçek bir tütü, başında insan saçından bir peruk vardı — ve 1881'de onu gören eleştirmenler sanki iğrenç bir şeyle karşı karşıyaymış gibi geri çekildiler.