Sütçü Kız: Vermeer'in Sessiz Mutfağı
Sade bir mutfakta süt döken bir kadın; yüzyıllardır kimse onun aklından ne geçtiğini söyleyemiyor.
Tabloda neredeyse hiçbir şey olmuyor. Güçlü yapılı, tertemiz keten başlıklı, mavi önlüklü genç bir kadın, masadaki testiden toprak bir kaba süt döküyor. Yanında ekmek duruyor. Soldaki pencereden sert ve berrak bir ışık süzülüyor; ama bu ışık hiçbir şeyi düzleştirmiyor — ekmeğin sert kabuğunu, kadının kalın kollarını, yuvarlak omuzlarını olduğu gibi bırakıyor. Johannes Vermeer bu sahneyi tuvale ne zaman geçirdiği tam olarak bilinmiyor: Rijksmuseum eseri 1658 civarına, Metropolitan Sanat Müzesi 1657 ya da 1658'e tarihliyor; Essential Vermeer sitesi ise 1658-1661 arasında daha geniş bir aralık veriyor. Eser bugün Amsterdam'daki Rijksmuseum'da sergileniyor ve müzenin en değerli eserlerinden biri sayılıyor.
O dönemde bu kadına 'sütçü kız' denmezdi aslında. Sütçü kızlar inek sağardı; mutfak hizmetçileri ise ev içinde çalışırdı. Tablodaki kadın ikincisi — sıradan bir ev işini yapan bir hizmetçi. Arkasında, yerdeki bir ısıtıcının yanında, duvarda iki Delft çinisi görülüyor: biri Cupid'i, diğeri elinde sırıkla bir figürü tasvir ediyor. Kolayca gözden kaçan bu ayrıntılar, Vermeer'in çağdaşlarının hemen anlayacağı yüzyıllık bir anlam yükü taşıyor.
Vermeer fırçasını eline almadan en az iki yüzyıl önce, hizmetçi kadınlar — sütçüler de mutfak kızları da — Hollanda ve Flaman resminde aşka ve cinselliğe düşkün kadınlar olarak bilinirdi. Antwerp, Utrecht ve Delft'teki ressamlar bu düşünce üzerine kurulu bütün bir görsel geleneği inşa etmişti. Antwerp'ten Joachim Beuckelaer ve Frans Snyders, Pieter Aertsen, Utrecht Manyerist ressamı Joachim Wtewael ve oğlu Peter — hepsi çağrışımlarla dolu pazar ve mutfak sahneleri resmetmişti. Vermeer'e daha yakın bir dönemde Nicolaes Maes, aynı konuyu Tembel Hizmetçi gibi komik tablolara dönüştürmüştü.
Ama dönemin Hollanda sanatında başka bir akım da vardı: kadınları erkek arzusunun nesnesi olarak değil, ev içi erdemin örnekleri olarak resmeden bir gelenek. Vermeer'in Sütçü Kız'ı, bu iki geleneğin kesiştiği yerde duruyor. Yüzünün yarısı gölgede; gözleri aşağıda, dudakları hafifçe büzülmüş. Sanat eleştirmeni Karen Rosenberg, bu ifadenin hüzün mü yoksa yalnızca yoğunlaşma mı taşıdığının anlaşılamadığını yazmıştı. Metropolitan Sanat Müzesi'nin Avrupa resimleri küratörü Walter Liedtke, bu etkiyi Mona Lisa'ya benzetmiş: kadın günlük işini yapıyor, hafifçe gülümsüyor, ve izleyici hep 'ne düşünüyor?' sorusunu soruyor.
Sanat kategorisinden
Deniz Kenarında Keşiş
Uzun bir elbise içindeki tek bir figür, boş ve gri bir denize bakıyor — ve bu boşluk, sergilendiği anda büyük bir tartışma yarattı. 1810'da Berlin'de görücüye çıktığında kimse bu tabloyla ne yapacağını bilemedi.
Carnation, Lily, Lily, Rose
Bir Amerikalı ressam, İngiliz bir bahçede her akşam birkaç dakikalığına beliren mor alacakaranlığı yakalamak için batan güneşle yarıştı — ve bu yarış iki yıl sürdü.
The Apotheosis of Washington
ABD Kongre Binası'nın kubbesine bakarsanız, bulutların arasında tanrılaştırılmış George Washington'u görürsünüz — bir kurucu babanın söylenceye dönüştüğü an, tavana kazınmış hâlde.
Cupid’in Öpücüğü ile Yeniden Canlanan Psyche
Uykudaki bir ceset, ona değen bir kanat ucu ve mermerin nefes almayı öğrendiği o an — Antonio Canova'nın göze aldığı imkânsız sahne.
Felemenk Atasözleri
Bir köy meydanına bakın: bir adam sütuna dişleriyle asılıyor, bir başkası gün ışığını sepetle taşıyor, bir kadın kocasına mavi bir pelerin giydiriyor. Her hareket bir şaka — dilini bilene.
14 Yaşındaki Küçük Dansçı
Üzerinde gerçek bir tütü, başında insan saçından bir peruk vardı — ve 1881'de onu gören eleştirmenler sanki iğrenç bir şeyle karşı karşıyaymış gibi geri çekildiler.