Seagram Murals: Rothko'nun İştahını Kaçıran Eserleri

Hayatının en büyük siparişini aldı, sonra parasını verenlerin iştahını kaçırmaya yemin etti. Mark Rothko'nun ortaya çıkardığı şey, modern resim tarihinin en tuhaf başkaldırılarından biri oldu.

Sanat eserleri · 2 dakika ·

Seagram Murals: Rothko'nun İştahını Kaçıran Eserleri
Francesco Bini, CC BY-SA 4.0, via Wikimedia Commons

1954'te New York, savaş sonrası refahın anıtı sayılacak bir yapıyı, Seagram Building'i duyurdu; bütçesi tam 43 milyon dolardı. Binanın gözbebeği, lüks bir mekân olan Four Seasons restoranıydı ve buraya yakışacak eserler gerekiyordu. Renk alanı resminin önde gelen isimlerinden Mark Rothko bu iş için seçildi. Mimar Philip Johnson, duvarları 'istediği gibi' tasarlayabileceğini söyledi.

Rothko mekânı gezdikten sonra alışılmadık bir hedef koydu kendine: 'O odada yemek yiyen her herifin iştahını kaçırmak' istiyordu. Ticari bir sipariş için tuhaf bir amaçtı bu, ama Rothko'nun sanatın 'insani hislerin ölçeğinde' işlemesi gerektiği inancıyla tam uyum içindeydi.```

1958-1959 arasında Rothko, üç seri halinde yaklaşık kırk büyük boy tuval üretti. Michael Compton ve Thomas Kellein'e göre yedi tabloyu asmayı planlıyordu: güney duvarına bir, doğu ve batı duvarlarına üçer. Ama stüdyo asistanı Dan Rice, Rothko'nun tabloları sürekli yeniden düzenlediğini, kesin bir sıralamaya varmanın neredeyse imkânsız olduğunu anlatmıştı.

Palet, önceki işlerinden tamamen farklıydı: bordolar, koyu kırmızılar, kahverengiler ve siyahlar, insanı içine alan bir karanlık yaratıyordu. Rothko, Floransa'daki Medici Kütüphanesi merdiven odasındaki Michelangelo duvarını kaynak gösterdi; Michelangelo'nun 'aradığı hissi tam olarak' yakaladığını, izleyiciyi kapıları penceresi örülmüş bir odaya hapsettiğini söyledi.

Daha önceki, daha ışıltılı işlerinin aksine bu tablolar, yatay dikdörtgenleri yana çevirerek açık boşluklar hissi yaratıyordu. Eleştirmen James Breslin, kahverengi ve siyah dikdörtgenlerin dikey sütunlara benzediğini, kırmızı alanların ise sanki aralarında açılan bir boşluk gibi geri çekildiğini yazmıştı. Sanat tarihçisi Rina Arya, bu formlarda pencere, kapı ve geçit imgeleri gördü; izleyiciyi varlık ile yokluk, dolgunluk ile boşluk arasındaki bir eşikte konumlandırdıklarını savundu.