Kristal Kafatası: Sahte Antika Ticaretinin Gözde Eseri

Yıllarca Aztek büyüsüyle yontulmuş kadim bir eser sanıldı — oysa gerçek, Almanya'daki bir kuyumcu atölyesinde saklıydı.

Sanat eserleri · 2 dakika ·

Kristal Kafatası: Sahte Antika Ticaretinin Gözde Eseri
CC BY 3.0, via Wikimedia Commons

On dokuzuncu yüzyılın sonlarında, Paris'te Eugène Boban adlı bir antika satıcısının dükkânında olağanüstü bir şey satışa çıktı: tamamen berrak kuvarstan oyulmuş insan kafatasları. 1870'te işini kuran Boban, 1860-1880 yılları arasında Mexico City'de de faaliyet göstermişti ve bu kafataslarını Aztek veya Maya dünyasına ait, derin bir öncesi-Kolomb gizemi taşıyan eserler olarak sunuyordu. Hatta birini Meksika'nın ulusal müzesine Aztek eseri diye satmaya çalışmış, ancak geri çevrilmişti.

Bu zamanlama tesadüf değildi. 1886'da sahte Meksika antikaları ticareti öyle yaygınlaşmıştı ki Smithsonian arkeologu William Henry Holmes, Science dergisinde 'Sahte Meksika Antikaları Ticareti' başlıklı bir makale yazdı. Boban, üç kristal kafatası dahil koleksiyonunun büyük kısmını etnograf Alphonse Pinart'a sattı; Pinart bunları Paris'teki Trocadéro Müzesi'ne bağışladı, bu müze sonradan Musée de l'Homme adını aldı. Stoğunun diğer parçaları Atlantik'i geçip Amerikalı alıcılara ulaştı.

Bir kafatası Boban'ın Paris dükkânından New York'a geçti ve George H. Sisson adlı bir koleksiyoncu tarafından satın alındı. 1887'de George F. Kunz tarafından Amerikan Bilimin İlerlemesi Derneği toplantısında sergilendi. Nihayetinde açık artırmada Tiffany & Co. tarafından alındı ve şirket bunu 1897'de maliyetine British Museum'a sattı — eser bugün orada, sadece 'muhtemelen Avrupa, MS 19. yüzyıl' etiketiyle kataloglanıyor.

Bütün bu eserlerin en ünlüsü ise onlarca yıl sonra çok daha romantik bir hikâyeyle ortaya çıktı. 1924'te, İngiliz kâşif ve yazar F. A. Mitchell-Hedges'in evlatlık kızı Anna Mitchell-Hedges, bir kristal kafatası bulduğunu iddia etti; bu eser 1990 yapımı Crystal Skull of Lubaantun belgeselinin konusu oldu. Diğerlerinden farklı olarak ayrı, hareketli bir çene kemiğine sahipti ve inceleyen Smithsonian araştırmacıları onu British Museum'daki örneğin neredeyse bir kopyası olarak tanımladı.

Ama neyin kopyası? British Museum'da 1967, 1996 ve 2004'te yapılan bilimsel incelemeler, efsanelerin hiç öngörmediği bir şey ortaya çıkardı: dişleri belirten ince çizgiler, on dokuzuncu yüzyıldan önce var olmayan kuyumcu döner aletleriyle kazınmıştı. Kuvarsın içindeki klorit kalıntıları, taşın Brezilya veya Madagaskar kökenli olduğunu gösteriyordu — öncesi-Kolomb Mezoamerikası için tamamen erişilmez kaynaklar.//KANIT tek bir kasabaya işaret ediyordu: Almanya'daki Idar-Oberstein, 1800'lerin sonunda ithal Brezilya kuvarsını ince eserlere dönüştürmesiyle tanınan bir merkez.