Babil Kulesi: Brueghel'in Yıkılışının Efsanesi

Göğe uzanmak için yapılan bir kule, Roma'nın harabelerini görmüş bir ressamın fırçasında sessizce çökmeye başlıyordu.

Sanat eserleri · 2 dakika ·

Babil Kulesi: Brueghel'in Yıkılışının Efsanesi
Pieter Brueghel the Elder, Public domain, via Wikimedia Commons

Pieter Brueghel, 1552-1553 yıllarında Roma'yı ziyaret ettiğinde, imparatorlukların bile yıkılabileceğini gösteren Kolezyum'un kalıntıları arasında dolaşmıştı. Yıllar sonra bu izlenim, sanat tarihinin en unutulmaz yapılarından birine, Babil Kulesi tasvirlerine dönüşecekti.

Brueghel bu temayı üç kez resmetti. En erken çalışması, fildişi üzerine yapılmış ve 1552-1553'te, Roma'da bulunduğu sırada tamamlanmış bir minyatürdü; bu eser günümüze ulaşmadı. Geriye kalan iki eser ahşap üzerine yağlı boyayla yapılmıştır: 1563 tarihli, daha büyük olan 'Büyük Kule' Viyana Sanat Tarihi Müzesi'nde; tarihsiz ancak Büyük Kule'den sonra yapıldığı düşünülen 'Küçük Kule' ise Rotterdam'daki Museum Boijmans Van Beuningen'dedir.

Her iki tablo da Tekvin'deki aynı öyküyü konu alır: tek bir dili konuşan insanlık, göğe uzanan bir kule ve bir şehir inşa ederek ad yapmaya ve dağılmaktan kurtulmaya karar verir. Tanrı ise dillerini karıştırarak onları birbirini anlayamayan topluluklara böler. Ama Brueghel, ilahi cezadan çok kulenin inşasına, kaldıraçlara, rampalara, iskelelere ve kaynaşan işçilere odaklanır.

İki tablo aynı kompozisyonu paylaşır; röntgen incelemeleri, Rotterdam versiyonunun başlangıçta Viyana tablosuna daha da çok benzediğini ortaya koymuştur. Yine de aralarında belirgin farklar vardır. Viyana kulesi yedi katı tamamlanmış, sekizinci katı inşa halinde gösterir; yuvarlak kemerleri ve iç içe duvarlarıyla doğrudan Kolezyum'u anımsatır. Ön planda, Kral Nemrut olduğu düşünülen bir figür ve önünde secde eden maiyeti bulunur — öykünün oryantal kökenine bir gönderme. Rotterdam kulesi ise çok daha devasadır, insan figürleri neredeyse görünmez hale gelmiştir ve merkezinde kırmızı bir örtü altında yükselen rampa boyunca ilerleyen bir ayin alayı, Roma Katolik Kilisesi'ne yönelik bir eleştiri olarak okunur.

Bu ayrım döneminin ruhuna uygundu. 1560'ların Anvers'i, Latince ayin yapan Katolik Kilisesi ile Hollanda'da yayılan çok dilli Protestan hareketleri arasında bir gerilim sahnesiydi. 1563'ten yalnızca üç yıl sonra, 1566'da Anvers'te altı dilde basılan ünlü Poliglot İncil, dillerin dağılması öyküsüne yeni bir güncellik kazandırdı. Bir zamanlar sonsuza dek ayakta kalacağı düşünülen Roma ise artık kısmen yıkıntı halindeydi; dünyevi tutkunun geçiciliğine dair canlı bir ders sunuyordu.